istanbul Psikolog

Evlilik Nedir 1 Erkeklerin De Duyguları Vardır

Genellikle yazılan yazılar, sosyal medyadaki paylaşımlar, sitemler, çözüm üretmeler vs kadınlar üzerinedir. Özellikle Türk toplumunda kadının yeriyle ilgili ciddi problemler yaşandığı için de bu çok normal bir durumdur. Nasıl kadınların toplumumuzdaki yerinin ve yapılan davranışların hak ettikleri gibi olmaması  kadınlarda adaletsizlik ve değersizlik algısına sebep oluyorsa, sürekli kadınlarla ilgilenilmesi, kadınların duygularına, sıkıntılarına, isteklerine yer verilmesi de erkekler tarafından aynı algıyla karşılanabilmektedir.

         Ben bugün biraz da erkeklerle ilgili konuşmak istiyorum. Kadınlar erkeklerden ne bekler; şevkatli, sevecen, maddi yükümlülüklerinin farkında, temiz, titiz, çocuğuna düşkün, yardımcı, çözüm odaklı, sürprizler yapabilen, yalan söylemeyen, aldatmayan, romantik vb  bir erkek.

         Erkekler kadınlardan ne bekler; evini çekip çevirebilen, çocuklarının bakımını doğru yapabilen, bakımlı, anlayışlı, baskıcı olmayan  vb bir kadın.

Tabi ki daha birçok değişik beklenti sayabiliriz bunlar sadece ortak ve genellenmiş beklentilerdir.

         Toplumumuzun geneline baktığımızda erkeğin; çalışmak zorunda olan, evinin maddi yükümlülüklerini üstlenen, güçlü ve ayakta durmak zorunda olan, eş ve çocuklarını ya da yanındaki kadını koruma yükümlülüğü olan bir imajı vardır. Bu hepimizin zaten bildiği bir durum. Daha önceki yazılarımda toplumun oluşturduğu kalıplardan bahsetmiştim.

        Bir de erkek için oluşturulan gizli ama etkili baskı kalıpları vardır, ta çocukluktan beri işlenen; erkekler öyle çok ve ortada ağlamaz, erkekler güçsüz gözükmemeli, güçsüz olduğunu belli etmemeli,erkek onurlu olmalı,  ailesine ömür boyu en iyi şekilde bakmalı, kadınını koruyamayan erkek erkek değildir, erkek dediğin kadına lafını geçirebilmeli  vb…

                Kadınlarla erkekler gerek fiziksel gerek duygusal gerek toplum yargı ve kalıpları açısından farklılıklar gösterir, fakat bu, erkeğin de olaylar ve sıkıntılar karşısında birçok değişik his, duygu yaşadığı gerçeğini değiştirmez. Hatta erkeklerin kadınlara göre önemli bir dezavantajı vardır ki toplum kalıpları onların duygularını dışavurumlarını engeller. Duyguların baskılanması da birçok psikolojik sorunun başlaması için etkendir. Farklı bir bakış açısıyla baktığımızda erkeklerin duygularını ifade edebilecekleri en uygun ortamlardan biri eşlerinin yanıdır. Eğer erkek zaten yeterince baskıladığı hislerini eşinin ya da sevdiği kadının yanında da ifade edemez, anlaşılmadığını ya da dinlenmediğini düşünürse bu baskıladığı duygularını, öfkelenerek, karşısındaki kişilere empatisiz yaklaşarak, kendisine yeterince anlayışlı yaklaşmadığını düşündüğü kadına ilgisizleşerek, agresifleşerek, uzaklaşarak dışa vurmaya başlar.

        Hele ki erkek, üzerine yapışmış kalıplar yüzünden sürekli maddi manevi mücadele ederken kadın tarafından sürekli eksik, yetersiz, başarısızlık duygularıyla beslenirse, daha fazla psikolojik sorunlar yaşayacak ve bu da ailesine ve çevresine hoş olmayan davranışlar şeklinde yansıyacaktır.

        Öncelikle toplumun oluşturduğu bazı kalıpların kişilere ne kadar zarar verebileceği her zaman göz önüne alınmalıdır. Kadın eşine yaklaşırken bu kalıplarla değil kendi sevgi, anlayış, empati vb duygularını zekasıyla birleştirip  hareket etmelidir. Yani eşini,  kendisi ve çocuklarını korumak zorunda olan, para getirmek zorunda olan, sürpriz yapmak zorunda olan, romantik olmak zorunda olan, sürekli ilgili olmak zorunda olan, tek özel hayatı ailesi olan bir robot olarak görmekten vazgeçmelidir. Eşinin de aynı kendisi gibi bir birey olduğunu, aileyle ilgili bütün sorumlulukların ikisinin ortak paylaşımı olduğunu, görev dağılımlarının olabileceğini fakat hiçbir görevin üzerlerine yapışmaması gerektiğini algılamalıdır.

             Eşinin duygularını ifade etmesi için onu yönlendirmeli, duygularını baskılamaması için doğru kelimeleri seçerek konuşmalı, erkeğe giydirilen kalıpları aile içinde mümkün olduğu kadar yıkmaya çalışmalıdır. Huzurlu, duygularını, öfkesini, rahatsızlıklarını içinde baskılamayan bir erkek gerek eşiyle gerek çocuklarıyla olan ilişkilerinde çok daha yapıcı ve verimli olacaktır.

           O zaman şimdi biraz ufak bir örnekle devam edelim, çalışan bir erkek, sabah işe gidiyor, akşam saat 7-8 gibi ancak evde olabiliyor, İstanbul trafiği malum. Bütün günün stresi, yorgunluğu ve açlık. Eve gittiğinde evde ilgi bekleyen eş ve çocuklar. Yemek yemesi duş alması derken saat 9 oluyor. Çok özlediği çocuğuyla ilgilenirken yorgunluğunu gidermeye çalışıyor. Ve eşi başlıyor anlatmaya; bütün gün yaşadıkları, üzüntüleri, yorgunlukları, çocukların sorunları, maddi sıkıntılar vs vs….. erkeğin bütün gün zaten işyerinde dolmuş olan beyni iyice dolmaya başlıyor, bir yandan yorgunluk, uykusuzluk ve sabah tekrar aynı ortama girecek olmanın verdiği gerginlik de var. Bunun sonucunda gelinen nokta şunlar olacaktır:

Erkek ya yorgun olduğunu söyleyip uyumaya gidecektir ki bu da kadın tarafından ilgisizlik değersizlik olarak algılanacaktır, ya da erkek kadına biraz susmasını söyleyecek ya da kadının anlattığı şeylere karşı kadının beklentisinin tersi cevaplar vermeye başlayacak ve her şekilde tartışma başlayacaktır.

       Oysa nasıl kadın bütün gün değişik birçok olay yaşıyorsa erkek de gün içinde değişik birçok olay yaşamaktadır ve onun da öncelikle bu sorunlardan biraz uzaklaşmak için sevdikleriyle huzurlu ve dingin vakit geçirmeye sonrasında da paylaşmaya anlatmaya ihtiyacı olabilmektedir.

         Burada yapılacak en güzel davranış şekli ki  bunu çift terapilerinde de önermekteyiz, eşlerin akşam birlikte yemek yemesi, çocuklarıyla beraber az da olsa kaliteli vakit geçirmesi, ve bu zaman zarfı içinde birbirlerini huzursuz edecek hiçbir şey konuşmamaları ( zaten çocukların yanında konuşulması gereken konular konusunda her zaman duyarlı olunmalıdır), çocuklar yattıktan sonra, yatmadan önce eşlerin bütün elektronik eşyaları kapatıp belirledikleri bir süre birbirine vakit ayırarak sohbet etmesidir. Bu sohbet sırasında eşler sırayla birbirlerine gün içinde yaşadıklarını anlatabilir, ev, çocuklar ya da birbirleriyle ilgili sıkıntıları varsa bunları karşısındakini yargılamadan suçlamadan ben diliyle neler hissettiklerini anlatarak ve beraber buna nasıl çözüm bulabileceklerini konuşarak sohbete devam edebilirler. Gün içinde iki tarafta gerek işte gerek evde yeterince çevresel sıkıntıya maruz kaldığı için akut sıkıntıların gün içinde paylaşılması yerine gerekirse yazılarak not alınması ve akşam yapılacak baş başa sohbetler sırasında uygun bir dille paylaşılması da ilişki açısından oldukça yapıcı bir davranış olacaktır.

Uzm. Klinik Psikolog Pelin ÖZAYDIN