uzman psikolog

Gelenek ve Göreneklerin İnsan Psikolojisi Üzerindeki Ekisi

Her bir bireyin doğup büyüdüğü bir toplum vardır. İnsan bu toplumu kendi seçemez ama dünyaya geldiği toplumun normlarına göre şekillenmeye başlar. Bireyin bu toplumsallaşma sürecine katılımı ilk aile ile başlar ve yaş aldıkça çevresinin gelişimiyle (akrabalar, okul ve diğer sosyal çevreler) büyür.

            Aynı zamanda her toplumun da kendine özgü bir takım kültürel özellikleri vardır. Gelenek ve görenekler de o kültürün temel taşlarından biridir. Bu gelenek ve göreneklerin oluşumu uzun bir süre gerektirir ve değişmeleri de çok zordur. Toplumun devamlılığını sağlamak için geleneklerin sonraki nesillere aktarılması ve benimsenmesi de oldukça önem taşımaktadır. Çocuk, başta ailesi olmak üzere sosyal çevresiyle birlikte hem dolaylı hem de dolaysız yoldan bu kültürün geleneklerini öğrenmeye başlar. Her iki durumda da aile büyük bir rol oynar. Çünkü anne ve baba, çocuğun davranışına göre ödül veya cezayla (yasaklama da olabilir) gelenek ve görenekleri doğrudan öğretir. Bunun dışında çocuk, doğası gereği kendisine yakın olan ve sevdiği kişinin davranışlarını ve tutumlarını model alır. Bu sayede aile dolaylı yoldan geleneklerin aktarımını sağlar.

            Gelenek ve görenekler toplum içinde yaşamını devam ettirme açısından çok önemlidir. Sosyolojik açıdan baktığımızda, her toplumun benimsediği sevgi, saygı, dürüstlük, ahlak, doğruluk ve güven anlayışları vardır. Bunların yanında o toplumun her bir yetişkin bireyi davranış, tutum, giyim kuşanma, yeme içme adabı, ritüelleri yerine getirme şekilleri vardır. Hangi kültürden olursa olsun, insan yaşadığı topluma kendini ait hissetmek ister. Bu aidiyetlik duygusu doğumdan itibaren içgüdüsel olarak bulunmaktadır. Bu sayede kendilerini güvende hissederler, yalnız kalma korkusu yaşamazlar. Ama eğer ki bu aidiyet duygusuna sahip olmazsa, kişi depresyon yaşayabilir. Çünkü yalnızlık ve değersizlik hislerini tetikler. Bunun dışında yine aynı nedenlerden dolayı bir takım kaygılar da yaşar. Örnek vermek gerekirse, kişi hiç tanımadığı ve bilmediği bir kültürün içine girdiğinde kendine bir yer bulup bulamayacağını, geleneklere ayak uydurup uyduramayacağını merak eder. Bununla başa çıkıp çıkamayacağı ise kendisinde kaygılara neden olur.

            Diğer bir yandan baktığımızda, gelenek ve göreneklerin modernleşmeyi ve gelişimi engellediği görüşüyle de karşılaşmaktayız. Çünkü belli kalıplara ve kurallara uymak, onları geliştirmeden benimseyip uygulamak değişimin en büyük engellerinden biridir. Bu durumdan dolayı bir kısır döngü içinde olma hissi, kısıtlanmış olma hissi ve tatminsizlik duyguları kişinin mutsuzluğuna neden olabilmektedir. Aynı zamanda, eğer kişi yaşadığı toplumdan öğrendiği geleneklere uyulmadığını ya da onlara göre davranılmadığını görürse kafa karışıklığı yaşar ve yabancılaşma hissi deneyimleyebilir.

            Toplumun oluşturduğu ve sahip olduğu kültürün, geleneklerin ve göreneklerin aslında insan psikolojisinde ne kadar büyük ve önemli bir etkiye sahip olduğunu görebiliriz. En büyük görev ebeveynlere düşüyor diyebiliriz çünkü çocuk toplumsallaşma sürecini ailesiyle öğrenmeye başlar. Çocuk sadece yaşadığı toplumun normlarını algılamak ve öğrenmekle kalmaz, kendi kişiliğini de bu gördüğü ve yaşadığı kültüre göre kazanır ve şekillendirir.

Uzman Psikolog Nazlı Tuğçe Başıbüyük