istanbul Psikolog

Y Kuşağı Çalışma Hayatında

Merhaba. Ben 26 yaşındayım. Üniversite mezunuyum, iki lisan biliyorum. Sevdiğim bir mesleğim var ve 4 yıldır bir şirkette çalışıyorum. Patronlarım 45-50 yaşında. Ben ve benim gibi düşünenler adına rahatlıkla iş hayatımız ve beklentilerimizle ilgili olarak şunları söyleyebilirim:

1980 – 2000 yılı arasında doğanlarız ve bize teknolojiye olan yatkınlığımız, benzer kişilik özelliklerimiz ve yaşamı algılayışımız bir önceki nesilden farklı olduğu için “Y” kuşağı diyorlar.  İş yaşamımızda üstlerimizle, patronlarımızla nesil farkı yüzünden çatışmalar yaşadığımız bir gerçektir. Çatışma nedenleri bana göre şöyle:

Hızlı düşünüyor, hızlı çalışıyor, çalışırken teknolojiyi çok rahat kullanıyoruz.
Birkaç işi aynı anda yapabiliyoruz. Örneğin; bir konuşmayı dinlerken, aynı anda e-maillerimizi kontrol edebilir, konuşulan konu ile ilgili araştırma yapabilir ve aklımıza takılan soruları not edebiliriz. Bu durum patronlar veya üstlerimiz tarafından ilgisizlik, disiplinsizlik, prensipsizlik olarak değerlendiriliyor.
Katı kurallar koyulmasından hoşlanmıyoruz, mesai saatlerine bağlı kalmak bizi sıkıyor. Bazı mesleklerin belirli çalışma saatlerine uyması gerekir mesela öğretmenlik veya yüz yüze hizmet sektöründe çalışanlar gibi. Ama ofis içinde çalışanlar daha rahat olabilir.
Esnek çalışma saatleri bizim verimimizi yükseltir.  Bu konuyu açmak istiyorum. Akşamları çok geç saatlere kadar çalışıyoruz, hafta sonu çalışıyoruz hatta tatile gittiğimizde bile uzaktan birçok işi halledebiliyoruz. Ama yine de her sabah erkenden iş yerinde olmamız gerekiyor. Bu esnek çalışma saatleri demek değildir, bu konu netleştirilmelidir. Bence hangi saatte geldiğimizden çok yaptığımız işin kalitesi ve zamanında teslim edilip edilmediği önemlidir.
Üstlerimizden yaptığımız işle ilgili geri bildirimi de hemen almak istiyoruz. Eleştiriden hoşlanmasak da mesleki gelişim bizim için çok önemli, tavsiye istiyoruz, kariyer planlaması açısından yol gösterme bekliyoruz. Ama bizi geçiştirdiklerinde sinir oluyoruz.
Sık sık toplantılar yapılmalı, tüm çalışanlara işletmenin vizyonu, projeleri açıklanmalı. Bizden ne yapmamızı istediklerini net olarak söylemeleri gerekir. Belirsizlik bizi rahatsız eder.
İşletme için oluşturduğumuz yeni projelerimizin, fikirlerimizin dinlenmesi motive edici bir unsurdur. 
Kişisel olarak takdir edilmek, onay almak bizi motive eder.
Verilen sözlerin tutulması şarttır, yerine getirmeyeceklerse en baştan hayır denmesini tercih ederiz.
Ofiste düzenli olarak eğlenceli etkinlikler düzenlenmelidir. Mesela bazı yerlerde hafta sonu tatiline girmeden önce müzik dinleyip, mesai arkadaşlarıyla sohbet edip, hoşça vakit geçirme zamanları ayırıyorlar. Bence iyi bir uygulama.
Hayat sadece çalışmak değildir, eğlenceye, sosyal ve özel hayata da zaman ayırılmalı, iş ve özel yaşam dengelenmelidir. İş yerindeki şartlar rahatsızlık vermeye devam ederse iş değiştirmeyi tercih edebiliriz.
Anlaşılıyor ki, X kuşağı yöneticiler ile Y kuşağı çalışanları arasında çatışmalar söz konusu. Y kuşağı gençleri iyi eğitimli, uzun saatler çalışmaktan gocunmuyorlar.

Y kuşağının yeteneklerinden faydalanmak ve uzun süre çalışmalarını sağlamak için neler yapılabilir?

Esnek çalışma saatleri, eğlenceli bir ortam yaratılabilir.
Firmalar, geliş saatlerinden çok yapılan işlerin sonuçlarına odaklanabilirler.
Yöneticiler, genç çalışanlarını kendi bilgi birikimlerinden faydalandırabilirler. Seminerler düzenlenebilir, bilgi paylaşımı yapılabilir.
Y kuşağı çalışanlarının hiyerarşik yapıda sorumlu oldukları üstleriyle ilişkilerini incelemek, aradaki amirlere, takdir edilmenin onlar için motive edici bir faktör olduğunun farkındalığını kazandırılabilir.
Görev dağılımı, iş tanımı gibi konularda internet ortamı kullanılabilir.
Yöneticiler net ve açık bir dil kullanabilirler.  Sabırsız Y kuşağına mesleki sorularının cevaplarını hemen verebilirler, veremiyorlarsa sebebini açıklayabilirler. Yapılan işi beğeniyorlarsa hemen onaylayabilir, beğenmiyorlarsa açıkça belirtebilirler.
Birçoğu çekirdek aile içinde, karar hakkı tanınarak yetişen Y kuşağı için adaletli davranmak ve verilen sözlerin tutulması çok önemli. Bu konuya işletmelerde hassasiyetle yaklaşılabilir.
Sonuç olarak iki hatta üç kuşak aynı çalışma ortamında bulununca uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Birbirlerine kızıyor, birbirlerinin dilinden anlamıyorlar, bu da iletişim sorunlarına ve verimin düşmesine sebep oluyor. Bir kaç yıl sonra Z kuşağı gençleri de iş hayatına atılacak. İşletmelerin şimdiden önlem alması elzem alması şart gibi görünüyor.

Uzm. Psikolog Semra Evrim